Ekonominin Bilançosu Ağırlaştı: Net Açık Yüzde 23,2’ye Çıktı
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2026 yılı birinci çeyreğine ilişkin Finansal Hesaplar Raporu’nu yayımladı. Rapora göre yurt içi yerleşik sektörlerin toplam finansal varlıkları 231 trilyon 969 milyar liraya, finansal yükümlülükleri ise 247 trilyon 604 milyar liraya yükseldi. Böylece Türkiye ekonomisinin net finansal pozisyon açığının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’ya (GSYH) oranı bir önceki çeyreğe göre 0,7 puan artarak yüzde 23,2 seviyesine çıktı.
Sektörlerde gerçekleşen net finansal işlemler incelendiğinde, bir önceki çeyrekte GSYH’nin yüzde 6,1’i kadar net borçlanma kaydedilirken, bu çeyrekte oran yüzde 10,2’ye sıçradı. Toplam borcun GSYH’ye oranı ise yüzde 94 seviyesinde gerçekleşti. Piyasa uzmanları, bu tablonun özellikle reel sektördeki borçlanma dinamiklerinin güçlendiğine işaret ettiğini belirtiyor.
Reel Sektör Borçlu, Hanehalkı Alacaklı Pozisyonda
Sektörel bilançolar incelendiğinde ekonominin genel olarak finansal borçlu pozisyonda olduğu görülüyor. Hanehalkı ve dünyanın geri kalanı yurt içi diğer sektörlerden alacaklı konumdayken, finansal olmayan kuruluşlar ile genel yönetim diğer sektörlere borçlu durumda. Finansal olmayan kuruluşların net finansal pozisyonu -30,11 trilyon TL’ye gerilerken (önceki dönem -25,5 trilyon TL), hanehalkının net finansal varlık pozisyonu 21,4 trilyon TL’ye yükseldi.
Hanehalkı finansal varlıkları içinde para ve mevduat kalemi yaklaşık yüzde 54 pay ile öne çıkıyor; yükümlülüklerin tamamına yakını ise kredilerden oluşuyor. Finansal olmayan kuruluşlarda ise hem varlık hem yükümlülük tarafında hisse senedi ve özkaynaklar kalemleri sırasıyla yüzde 51 ve yüzde 49’luk paylarla belirleyici rol oynuyor.
Piyasa İçin Ne Anlama Geliyor?
Ekonomistler, net pozisyon açığındaki artışın özellikle enerji fiyatlarındaki yükseliş ve jeopolitik belirsizliklerin etkisiyle şirketlerin dış finansman ihtiyacının arttığına işaret ettiğini değerlendiriyor. Sıkı para politikası ortamında reel sektörün artan borçluluğu, önümüzdeki dönemde kredi büyümesi ve faiz indirimi beklentileri üzerinde de etkili olacak. Yatırımcılar, 3 Ağustos’ta açıklanacak Temmuz enflasyon verisiyle birlikte bu bilançonun dezenflasyon süreci üzerindeki yansımalarını yakından takip edecek.
