Cari Dengede Alarm Zili Yeniden Çaldı
Türkiye ekonomisinin dış dengesi, küresel enerji şokunun etkisiyle yeniden kırılgan bir görünüme büründü. Merkez Bankası verilerine göre cari işlemler hesabı temmuz ayında yalnızca 36 milyon dolar fazla verdi. Piyasa beklentisi yaklaşık 600 milyon dolarlık fazla yönündeydi. Böylece 12 aylık birikimli cari açık, Aralık 2023’ten bu yana ilk kez 40 milyar dolar eşiğini aşarak 40,7 milyar dolara ulaştı.
Temmuzdaki cari fazla, geçen yılın aynı ayındaki 1,8 milyar dolarlık seviyeye kıyasla yaklaşık yüzde 98 geriledi. Mal dengesi açığı yüzde 22,3 artışla 5,6 milyar dolara yükselirken, enerji açığı da yüzde 19,7 genişleyerek yaklaşık 4,5 milyar dolara çıktı. İhracat yüzde 2,3 artışla 25,2 milyar dolarda kalırken, ithalatın yüzde 5,4 yükselerek 30,8 milyar dolara çıkması dış ticaret kanalındaki baskıyı belirginleştirdi.
Petrol Fiyatı Türkiye’yi Çift Kanaldan Sıkıştırıyor
Küresel piyasalarda ABD-İran gerilimi ve Ukrayna’nın Rus rafinerilerine yönelik saldırıları arz endişelerini artırırken Brent petrol 105 dolar seviyesini aştı. Bu yükseliş, Türkiye açısından yalnızca cari açığı büyüten bir enerji maliyeti anlamına gelmiyor; aynı zamanda ulaştırma, üretim, lojistik ve gıda fiyatları üzerinden enflasyonun ana eğilimini bozabilecek yeni bir maliyet şoku yaratıyor.
Petrol fiyatındaki yükselişin ilk doğrudan yansıması akaryakıt pompalarında görüldü. Sektör kaynaklarına göre benzinin litre fiyatına 12 Eylül itibarıyla yaklaşık 2,95 TL zam beklenirken, artış sonrasında benzin fiyatlarının birçok kentte 80 TL’ye yaklaşması, Ankara ve İzmir’de ise bu seviyeyi aşması öngörülüyor. Bu gelişme, hanehalkının harcanabilir gelirini azaltırken işletmelerin taşıma ve üretim maliyetlerini artırabilir.
Finansman Kalitesi Kritik Hale Geliyor
Cari açığın finansman tarafında temmuz ayında 5,8 milyar dolarlık portföy girişi kaydedildi. Yabancı yatırımcılar 2 milyar dolarlık hisse senedi ve yatırım fonu, 2,4 milyar dolarlık devlet iç borçlanma senedi alımı yaptı. Ancak doğrudan yatırımların 1,6 milyar dolardan 514 milyon dolara gerilemesi, finansmanın daha kalıcı ve üretken bileşenlerinde zayıflamaya işaret ediyor.
Piyasa açısından asıl risk, cari açığın tek başına büyüklüğünden çok, enerji fiyatları yüksek kalırken bu açığın hangi kaynaklarla finanse edileceği. Portföy girişleri kısa vadede döviz likiditesini destekleyebilir; ancak jeopolitik risklerin arttığı ve küresel faiz beklentilerinin sıkılaştığı bir ortamda bu kaynaklar doğrudan yatırımlar kadar istikrarlı değildir. Bu nedenle petrol şoku, Türk lirası üzerindeki baskıyı ve risk primindeki oynaklığı yeniden artırabilir.
Borsa ve Faiz İçin Yeni Denklem
BIST 100 endeksi haftanın son işlem gününü yüzde 0,51 yükselişle 14.467,25 puandan tamamladı. Ancak yüksek petrol fiyatı, güçlü iç talep veya şirket kârlılığından bağımsız olarak enerji kullanan sektörlerin marjlarını baskılayabileceği için borsada sektörler arası ayrışmayı artırabilir. İhracatçı şirketler kur avantajı sağlayabilse de enerji ve ara malı ithalatına bağımlı şirketler maliyet baskısıyla karşılaşabilir.
Enflasyon beklentilerindeki bozulma, para politikasında daha temkinli bir duruş ihtimalini güçlendiriyor. Eylül ayı piyasa katılımcıları anketinde yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 29,61’e, 12 ay sonrası dolar/TL beklentisi ise 58,60’a yükselmişti. Bu tablo, petrol şokunun kalıcılaşması halinde faiz indirimleri için alanın daralabileceğine ve finansal koşulların beklenenden uzun süre sıkı kalabileceğine işaret ediyor.
Yatırımcı İçin İzlenecek Üç Gösterge
Önümüzdeki dönemde yatırımcıların üç başlığa odaklanması gerekiyor: Brent petrolün 100 dolar üzerindeki kalıcılığı, enerji ithalatının cari dengeye etkisi ve portföy girişlerinin doğrudan yatırımlarla desteklenip desteklenmediği. Petrol fiyatları yüksek kalır ve turizm gelirleri ile ihracat bu baskıyı telafi edemezse, hükümetin 2026 için öngördüğü 47,5 milyar dolarlık cari açık hedefi daha fazla risk altında kalabilir.
Sonuç olarak Türkiye piyasaları bugün yalnızca petrol fiyatını değil, petrolün enflasyon, cari açık, faiz ve kur üzerindeki zincirleme etkisini fiyatlıyor. Enerji şokunun geçici kalması halinde baskı sınırlı olabilir; ancak jeopolitik gerilimlerin uzaması durumunda ekonomi yönetiminin önündeki en kritik sınav, dış dengeyi korurken enflasyonla mücadeleden taviz vermemek olacak.
