Küresel piyasaların sessiz krizi
Küresel finans piyasalarının ana gündemi artık yalnızca merkez bankalarının kısa vadeli faiz kararları değil, devletlerin uzun vadeli borçlanma maliyetleri. ABD’de 10 yıllık Hazine tahvilinin getirisi 24 Ağustos’ta yüzde 4,712 seviyesinde, 30 yıllık tahvil getirisi ise yüzde 5,2497 civarında seyretti. Getiriler gün içinde gerilese de geçen hafta ulaşılan çok yıllı yüksek seviyelere yakın kalmaları, tahvil piyasasındaki baskının geçici bir dalgalanma olmadığını gösteriyor.
Neden faizler yükseliyor?
Piyasadaki satış baskısının arkasında üç temel unsur öne çıkıyor: ABD’nin 40 trilyon doları aşan kamu borcu, enflasyonun hedefin üzerinde kalması ve yapay zekâ yatırımlarının uzun vadeli sermayeye olan talebi artırması. Buna, ABD tahvillerinin geleneksel alıcılarından bazı yabancı yatırımcıların daha seçici hale gelmesi ekleniyor. Böylece yatırımcılar, uzun vadeli tahvil taşımak için daha yüksek risk primi talep ediyor. Barclays stratejistleri, getirileri yukarı iten güçlerin henüz sona ermediğini belirtirken; Ned Davis Research Başstratejisti Ed Clissold, yükselen getiriler sonrasında tahvillerin hisse senetlerine karşı yeniden makul bir gelir alternatifi sunduğunu savunuyor.
Hazine hamlesi kalıcı çözüm olmadı
ABD Hazine Bakanlığı, uzun vadeli tahvil geri alımlarını artırarak getiriler üzerindeki baskıyı azaltmaya çalıştı. Ancak ilk rahatlama kısa sürdü ve faizler yeniden yükseldi. Reuters’a göre Peterson Institute for International Economics Başkanı Adam Posen, tahvil piyasası ile para politikasının daha yüksek enflasyon ve uzun süreli faiz artışı eğilimini fiyatlamaya başladığını belirtiyor. Evercore ISI Başkan Yardımcısı Krishna Guha ise Hazine politikası ile merkez bankası politikasının piyasalar üzerindeki etkileşiminin artık belirleyici hale geldiği görüşünde.
Türkiye için kritik aktarım kanalı
ABD tahvil faizlerindeki yükseliş, Türkiye açısından doğrudan bir faiz kararı olmasa da küresel sermayenin fiyatını belirleyen temel göstergelerden biri. ABD’nin risksiz getirisinin yükselmesi, gelişmekte olan ülke varlıklarının yatırımcıya sunduğu ek getirinin de artmasını gerektiriyor. Aksi halde yabancı yatırımcı, kur ve ülke riskini üstlenmek yerine daha yüksek getirili ABD tahvillerini tercih edebiliyor. Bu durum Türkiye’de tahvil faizleri, CDS primi ve döviz kuru üzerinde aynı anda baskı oluşturabilecek bir mekanizma yaratıyor.
24 Ağustos sabahı Türkiye’nin 2 yıllık gösterge tahvil faizi yüzde 40,85, 10 yıllık tahvil faizi yüzde 34,80 ve 5 yıllık CDS primi 221 baz puan seviyesindeydi. Dolar/TL de 48,03 civarında işlem görüyordu. Bu göstergeler, küresel tahvil baskısının o gün Türkiye piyasalarında sert bir risk kopuşuna dönüşmediğini, ancak yerel faizlerin ve ülke risk priminin hâlâ yüksek bir taban üzerinde bulunduğunu ortaya koyuyor.
Borsa ve yatırımcı açısından anlamı
Yüksek uzun vadeli faizler, şirketlerin gelecekteki nakit akışlarının bugünkü değerini düşürdüğü için özellikle yüksek çarpanlarla işlem gören teknoloji ve büyüme hisseleri üzerinde baskı yaratıyor. Aynı zamanda şirketlerin borçlanma maliyetlerini artırarak kâr marjlarını sınırlayabiliyor. Nitekim BIST 100 endeksi 24 Ağustos’u yüzde 0,09 düşüşle 14.501,49 puandan tamamlarken, bilişim endeksi yüzde 4,32 geriledi; bankacılık endeksi ise yüzde 2,74 yükseldi. Bu ayrışma, piyasada faiz hassasiyeti yüksek sektörler ile finansal normalleşme beklentisi taşıyan hisselerin farklı fiyatlandığını gösteriyor.
Yatırımcının izlemesi gereken eşik
Bu haftanın kritik gündemi, ABD’de açıklanacak kişisel tüketim harcamaları enflasyonu ve Fed Başkanı Kevin Warsh’ın Jackson Hole toplantısındaki konuşması olacak. Piyasalar, Fed’in yüksek uzun vadeli faizleri enflasyonla mücadele açısından yeterli görüp görmediğini ve kamu borcundaki artışın para politikası üzerindeki etkisini anlamaya çalışacak. Türkiye’de yatırımcı açısından temel risk, ABD faizlerindeki yükselişin aynı anda dolar talebini artırması, tahvil fiyatlarını baskılaması ve Borsa İstanbul’daki risk iştahını zayıflatmasıdır. Bu nedenle yalnızca TL faiz kararlarına değil, küresel uzun vadeli faiz eğrisine ve ABD tahvil piyasasındaki kalıcılaşma işaretlerine de bakılması gerekiyor.
