Piyasaların Üçlü Baskı Testi
Finans piyasaları bugün tek bir başlıkla değil, birbirini besleyen üç ayrı riskle karşı karşıya: ABD-İran arasındaki 60 günlük geçici anlaşmanın sona ermesi, petrol fiyatlarının 91 doların üzerine tırmanması ve küresel uzun vadeli tahvil faizlerinin tarihi zirvelere yaklaşması. Bu tablo, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ve yüksek faiz duyarlılığı bulunan ekonomilerde kur, enflasyon ve borsa üzerindeki baskıyı aynı anda artırıyor.
İş Yatırım'ın 18 Ağustos tarihli piyasa değerlendirmesine göre, ateşkesin uzatılmayacağı yönündeki haberlerin ardından Brent petrol yaklaşık yüzde 5 yükselerek 91 dolar seviyesini aştı. Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz çevresindeki gerilimin arz güvenliği endişelerini artırması, enerji fiyatlarında yeni ve sert bir risk primi oluşmasına yol açtı. Petrol fiyatındaki her kalıcı yükseliş, Türkiye açısından daha yüksek ithalat faturası ve enflasyon beklentileri üzerinde yeni bir baskı anlamına geliyor.
Tahvil Piyasasında Alarm Seviyesi
Küresel satış dalgasının merkezinde ise uzun vadeli devlet tahvilleri bulunuyor. ABD'nin 30 yıllık tahvil getirisi 18 Ağustos'ta yüzde 5,31'e yükselerek 2007'den bu yana en yüksek seviyesine çıktı. Benzer hareketler Almanya ve Kanada gibi gelişmiş piyasalarda da görülürken, yatırımcılar artan kamu borcu, yüksek tahvil arzı ve enflasyonun kalıcı olabileceği endişeleri nedeniyle daha yüksek getiri talep ediyor.
Bloomberg HT'ye konuşan stratejistlerin değerlendirmeleri, hareketin yalnızca geçici bir faiz dalgalanması olmayabileceğine işaret ediyor. Barclays ABD faiz stratejisi başkanı Anshul Pradhan, uzun vadeli tahvil satışlarının kalıcı riskler taşıdığını belirtirken, Yardeni Research ise henüz piyasalarda panik olmadığını ancak 'tahvil tetikçilerinin' yakından izlenmesi gerektiğini vurguladı. ABD 10 yıllık tahvil faizinin yaklaşık yüzde 4,72'ye çıkması, gelişmekte olan ülkelere yönelen sermaye açısından da maliyet baskısını artırıyor.
Türkiye İçin Fatura Ne Olur?
Türkiye piyasaları küresel şokları zaten yüksek iç finansman ihtiyacı ve zayıflayan bütçe dengesiyle karşılıyor. Merkezi yönetim bütçesi Temmuz ayında 378,1 milyar TL açık verirken, Ocak-Temmuz dönemindeki toplam açık 1,3 trilyon TL'ye ulaştı. Temmuz'da bütçe harcamaları yıllık yüzde 60 artarken gelirlerdeki artış yüzde 29'da kaldı. Bu fark, kamu maliyesinin faiz ve enflasyon şoklarına karşı hareket alanını daraltıyor.
18 Ağustos kapanışında BIST 100 yüzde 0,28 gerileyerek 14.132 puana inerken dolar/TL 47,9061, 2 yıllık gösterge tahvil faizi yüzde 40,93 ve Türkiye'nin 5 yıllık CDS primi 219 baz puan seviyesinde kaldı. Veriler, piyasanın şimdilik kontrollü tepki verdiğini; ancak petrolün yüksek kalması, küresel tahvil faizlerinin daha da yükselmesi veya jeopolitik riskin genişlemesi halinde baskının kur ve tahvil piyasasına daha güçlü yansıyabileceğini gösteriyor.
Yatırımcı İçin Kritik Eşikler
Türk yatırımcısı açısından önümüzdeki dönemde üç gösterge öne çıkacak: Brent petrolün 90 dolar üzerindeki kalıcılığı, ABD 10 yıllık tahvil faizinin yüzde 5'e yaklaşması ve dolar/TL'nin yükselen enerji maliyetlerine verdiği tepki. Bu üç başlık aynı yönde hareket ederse Türkiye'de enflasyon beklentilerinin bozulması, tahvil faizlerinin yüksek kalması ve hisse senetlerinde seçici satışların derinleşmesi mümkün.
Buna karşılık jeopolitik tansiyonun düşmesi petrol fiyatlarındaki risk primini azaltabilir ve küresel tahvil satışını sınırlayabilir. Ancak mevcut tabloda piyasanın ana mesajı açık: Türkiye'de yatırım kararları yalnızca Merkez Bankası'nın faiz patikasına değil, enerji arzına, ABD tahvil faizlerine ve kamu maliyesinin görünümüne birlikte bakılarak verilmek zorunda.
