Küresel Piyasada Yeni Cephe
Küresel ekonomide ticaret savaşı riski yeniden büyüyor. ABD ile Kanada arasında günler süren müzakerelerin sonuçsuz kalmasının ardından Washington, yaklaşık 20 milyar dolarlık Kanada ürününe yüzde 50 gümrük vergisi uygulamaya başladı. ABD Başkanı Donald Trump ayrıca anlaşma sağlanamaması halinde Kanada’dan ithal edilen otomobil, kamyon ve otomotiv parçalarına yönelik vergilerin 1 Ocak 2027’den itibaren yüzde 50’ye çıkarılacağını açıkladı. Kanada Başbakanı Mark Carney ise 8 Eylül’den itibaren ABD mallarına dolar-dolar karşılık verileceğini duyurdu.
Piyasaların İlk Tepkisi
Karar, iki ülke arasındaki ticaret hacminden daha geniş bir anlam taşıyor. ABD ve Kanada, enerji, otomotiv, çelik, elektronik ve tarım ürünlerinde birbirine sıkı biçimde bağlı tedarik zincirlerine sahip. Bu nedenle yeni vergiler yalnızca ithalat maliyetlerini artırmıyor; şirketlerin üretim planlarını, yatırım kararlarını ve tüketici fiyatlarını da yeniden hesaplamasına yol açıyor. Reuters’ın piyasa değerlendirmesine göre Kanada doları, yeni tarifelerin ardından G10 para birimleri içinde en fazla değer kaybeden para birimi olurken, Asya borsaları geriledi ve teknoloji hisseleri küresel satış baskısında öne çıktı.
Türkiye piyasasında da 24 Ağustos seansında BIST 100 endeksi yüzde 0,09 düşüşle 14.501,49 puandan kapandı. Endekste genel kayıp sınırlı kalırken teknoloji endeksinin yüzde 1,93 gerilemesi, küresel riskten kaçış eğiliminin Türkiye’ye de yansıdığını gösterdi. Bu tablo, yatırımcıların yalnızca iç ekonomik verileri değil, gelişmiş ülkeler arasındaki ticaret gerilimlerini de fiyatladığına işaret ediyor.
Türkiye’ye Etki Kanalları
ABD-Kanada geriliminin Türkiye’ye doğrudan etkisi, iki ülkenin toplam küresel ticaretteki ağırlığına kıyasla sınırlı olabilir. Ancak Türkiye ile Kanada arasındaki ticaret hacmi 2025’te 2,74 milyar dolar seviyesindeydi ve Türkiye’nin Kanada’ya ihracatında makine, mekanik cihazlar, demir-çelik ve bu ürünlerden eşya grupları öne çıktı. Asıl risk, doğrudan ticaretten çok ikinci tur etkilerde ortaya çıkıyor: Kanada ürünlerinin başka pazarlara yönelmesi, çelik ve makine sektörlerinde rekabeti sertleştirebilir; Kuzey Amerika’daki yavaşlama ise küresel sanayi talebini ve ihracat siparişlerini baskılayabilir.
Türkiye’nin ihracatçı şirketleri açısından tablo iki yönlü. ABD pazarında Kanada menşeli bazı ürünlerin rekabet gücünü kaybetmesi, Türk makine, metal, mobilya ve tüketim malları üreticileri için sınırlı fırsatlar yaratabilir. Buna karşılık küresel şirketlerin tedarik zincirlerini yeniden düzenlemesi, navlun, ara malı ve finansman maliyetlerini yükseltebilir. Bu nedenle fırsatın kalıcı bir ihracat artışına dönüşmesi, yalnızca tarife avantajına değil, Türk şirketlerinin teslimat kapasitesine, fiyat rekabetine ve uzun vadeli müşteri ilişkilerine bağlı olacak.
Uzmanların Kritik Uyarısı
McGill Üniversitesi’nden ticaret uzmanı Julian Karaguesian, tarifelerin yüzlerce Kanada ürününü ABD pazarında fiilen rekabet dışı bırakabileceğini belirtiyor. Ivey Business School’dan Andreas Schotter ise misillemenin siyasi açıdan simetrik görünse de ekonomik olarak simetrik olmayacağını, çünkü Kanada’nın ihracatının büyük bölümünün ABD pazarına bağlı olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre ilk aşamada fiyatlar ve maliyetler artarken, daha ağır sonuçlar ertelenen yatırımlar, zayıflayan istihdam ve düşen şirket kârlılığı üzerinden görülebilir.
Türk Yatırımcı Ne İzlemeli?
Bu gelişme, tek başına Borsa İstanbul’da sert bir yön değişimi yaratacak nitelikte olmayabilir; ancak küresel risk primini yükselten yeni bir halka oluşturuyor. Yatırımcıların önümüzdeki dönemde özellikle ihracatçı sanayi şirketlerinde sipariş görünümünü, Kanada ve ABD’ye satış payını, çelik ve ara malı maliyetlerini ve kur hareketlerinin kârlılığa etkisini takip etmesi gerekiyor. Ticaret savaşının Avrupa ve Asya’ya yayılması halinde Türkiye için dış talep, ihracat gelirleri ve yabancı sermaye akımları üzerindeki baskı artabilir. Bu nedenle Kuzey Amerika’daki gerilim, Türkiye piyasaları açısından uzak bir diplomatik anlaşmazlık değil; şirket bilançolarına, risk iştahına ve sermaye akımlarına yansıyabilecek yeni bir küresel fiyatlama başlığı olarak öne çıkıyor.
