Bütçe açığı bir yılda yaklaşık 16 kat arttı
Türkiye ekonomisinde piyasaların yakından izlemesi gereken en kritik başlıklardan biri olan kamu maliyesinde temmuz verileri alarm verdi. Merkezi yönetim bütçesi, geçen yılın aynı ayındaki 23,9 milyar TL’lik açığın ardından bu yıl 378,1 milyar TL açık verdi. Harcamaların yıllık yüzde 59,8 artışla 1,79 trilyon TL’ye çıkmasına karşın gelirlerin yüzde 28,8 artışla 1,41 trilyon TL’de kalması, bütçe dengesindeki bozulmanın boyutunu ortaya koydu.
Faiz yükü bütçe üzerindeki baskıyı artırıyor
Verilerin en dikkat çekici unsuru, faiz ödemelerindeki sıçrama oldu. Merkezi yönetimin faiz giderleri yıllık bazda yüzde 143 artarak 326,8 milyar TL’ye yükseldi. Bu tablo, yüksek piyasa faizlerinin yalnızca şirketlerin ve hanehalkının finansman maliyetini değil, doğrudan kamu bütçesini de ağırlaştırdığını gösteriyor. Politika faizinin yüzde 37 seviyesinde bulunduğu ortamda, borç çevirme maliyetlerindeki artış mali disiplinin önemini daha da artırıyor.
Yılın ilk yedi ayında açık 1,32 trilyon TL
Temmuz sonuçlarıyla birlikte merkezi yönetim bütçe açığı, ocak-temmuz döneminde 1,32 trilyon TL’ye ulaştı. Vergi gelirleri aynı dönemde yüzde 37,3 artarak güçlü bir performans sergilese de bu artış, özellikle faiz ve faiz dışı harcamalardaki yükselişi dengelemeye yetmedi. Temmuz ayında faiz dışı bütçe dengesi de 51,3 milyar TL açık verdi.
Piyasalar için üç kritik sonuç
Bütçe verileri Türk yatırımcısı açısından üç kanaldan önem taşıyor: İlk olarak artan borçlanma ihtiyacı, tahvil faizleri üzerinde yukarı yönlü baskı yaratabilir. Nitekim iki yıllık gösterge tahvil faizi yüzde 40,93, 10 yıllık gösterge tahvil faizi ise yüzde 35,06 seviyesinde bulunuyor. İkinci olarak maliye politikasındaki genişleme, Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadele yükünü artırabilir. Üçüncü olarak ise kamu finansman ihtiyacının yükselmesi, bankacılık sektörü ve şirketler için kredi maliyetlerinin uzun süre yüksek kalması riskini gündemde tutuyor.
Küresel petrol şoku tabloyu zorlaştırıyor
Bütçe görünümünün yanı sıra küresel piyasalarda petrol fiyatlarının 90 doların üzerine çıkması da Türkiye açısından ek bir risk oluşturuyor. ABD-İran gerilimi ve Hürmüz Boğazı’na ilişkin güvenlik endişeleriyle Brent petrol 91 doların üzerine yükseldi. Enerji ithalat maliyetindeki artış, cari denge ve enflasyon beklentileri üzerinden Türk lirası ve faiz piyasasında oynaklığı artırabilir.
Uzmanların temel değerlendirmesi, verilerin tek başına bir kriz anlamına gelmediği; ancak yüksek faiz giderleri, artan kamu harcamaları ve enerji fiyatlarındaki yükselişin aynı döneme denk gelmesinin politika yapıcılar için hareket alanını daralttığı yönünde. Bu nedenle yatırımcıların yalnızca Borsa İstanbul’un günlük yönüne değil, önümüzdeki aylarda bütçe dengesi, borçlanma takvimi, tahvil faizleri ve enflasyon beklentilerinin birlikte nasıl şekilleneceğine odaklanması gerekiyor.
