Türkiye ekonomisinde piyasaların yakından izlemesi gereken en kritik gelişme, merkezi yönetim bütçesinin Temmuz ayında verdiği 378,1 milyar TL’lik açık oldu. Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre bütçe giderleri 1 trilyon 790,5 milyar TL’ye ulaşırken, gelirler 1 trilyon 412,4 milyar TL’de kaldı. Böylece geçen yılın aynı ayında 23,9 milyar TL olan açık yaklaşık 16 katına çıktı.
Rakamların en dikkat çekici unsuru, bütçe açığındaki bozulmanın önemli bölümünün borçlanma maliyetlerindeki artıştan kaynaklanması. Merkezi yönetimin faiz ödemeleri yıllık bazda yüzde 142,8 artarak 326,8 milyar TL’ye yükseldi. Faiz dışı giderler de yüzde 48,4 artışla 1 trilyon 460 milyar TL’ye çıkarken, Temmuz ayında faiz dışı denge 51,3 milyar TL açık verdi; oysa geçen yıl aynı ayda 110,7 milyar TL faiz dışı fazla kaydedilmişti.
Vergi gelirleri Temmuz’da yüzde 30 artarak yaklaşık 1,2 trilyon TL’ye ulaşmasına rağmen, bu performans harcamalardaki yüzde 59,8’lik yükselişi dengelemeye yetmedi. Personel giderleri yüzde 43,3 artarken cari transferler, sosyal güvenlik ödemeleri ve diğer kamu harcamaları bütçe üzerindeki baskıyı artırdı. Bu tablo, yüksek faiz politikasının kamu maliyesi üzerindeki gecikmeli maliyetini görünür hale getiriyor.
Ocak-Temmuz döneminde bütçe açığı 1,32 trilyon TL’ye yükselirken, faiz dışı fazla 470 milyar TL olarak gerçekleşti. Uzmanların değerlendirmesinde, faiz dışı fazlanın korunması mali disiplin açısından olumlu bir işaret; ancak faiz ödemelerinin hızla büyümesi, Hazine’nin daha fazla borçlanmasına ve iç piyasadaki faizlerin uzun süre yüksek kalmasına neden olabilir.
Bu nedenle gelişme yalnızca kamu maliyesine ilişkin bir istatistik değil, tahvil faizleri, kredi maliyetleri, bankacılık hisseleri ve Türk lirası üzerindeki baskı açısından da doğrudan önem taşıyor. Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi 18 Ağustos sabahına yüzde 0,12 düşüşle 14.115 puan civarında başlarken, gösterge tahvil faizleri yüksek seviyelerini korudu. Piyasaların önümüzdeki dönemde izleyeceği temel soru, hükümetin harcama artışını sınırlarken faiz dışı fazlayı ne ölçüde sürdürebileceği olacak.
Bütçe verisi, dezenflasyon sürecinin yalnızca Merkez Bankası’nın faiz kararlarıyla yürütülemeyeceğini bir kez daha ortaya koyuyor. Kamu harcamalarının gelirlerden daha hızlı büyümesi, iç talebi ve enflasyon beklentilerini canlı tutarak para politikasının yükünü artırabilir. Buna karşılık, mali disiplinin güçlendirilmesi ve borçlanma ihtiyacının kontrol altında tutulması, risk priminin ve piyasa faizlerinin düşmesi için kritik bir koşul olarak öne çıkıyor.
