Küresel finans piyasalarının yeni haftaya taşıdığı en kritik risk, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin aksaması ve enerji arzına ilişkin belirsizliğin yeniden büyümesi oldu. Piyasa haberlerine göre yaklaşık 100 gemi rotasını değiştirirken, İran ile Umman arasındaki güvenli denizcilik görüşmelerinin boğazın kısa sürede tamamen açılacağı anlamına gelmediği yönündeki açıklamalar, petrol fiyatlarında ve taşımacılık maliyetlerinde yukarı yönlü baskıyı artırdı. Bu gelişme, Türkiye açısından yalnızca akaryakıt fiyatlarını değil; enflasyon beklentilerini, cari dengeyi, şirket kârlılıklarını ve Merkez Bankası’nın faiz politikasına ilişkin beklentileri aynı anda etkileyebilecek nitelikte.
Brent petrolün 97 doların üzerine çıkması, enerji arzında kalıcı bir kesinti yaşanmasa bile risk priminin fiyatlara yerleştiğini gösteriyor. Piyasalar, boğazdaki güvenlik sorunlarının uzaması halinde petrol sevkiyatında gecikme, tanker maliyetlerinde artış ve sigorta primlerinde yükseliş ihtimalini fiyatlıyor. Küresel haber akışında tanker navlunlarının Orta Doğu’daki taşıma riskleri nedeniyle rekor seviyelere yöneldiği belirtilirken, bu tablo petrol fiyatındaki her yükselişin tüketici ve üretici fiyatlarına daha hızlı yansıması anlamına geliyor.
Türkiye ekonomisinin enerji ithalatına duyarlılığı nedeniyle petrol şoku, kur hareketleriyle birleştiğinde çift yönlü baskı yaratıyor. Akaryakıt fiyatlarındaki son artışla birlikte benzinin İstanbul’da 80,12 TL, Ankara’da 81,25 TL ve İzmir’de 81,52 TL seviyesine çıkması, küresel enerji riskinin hane bütçesine doğrudan yansıdığını ortaya koydu. Motorin fiyatlarında da 15 Eylül’den itibaren artış beklentisi bulunması, ulaştırma ve lojistik maliyetleri üzerinden gıda ve hizmet fiyatlarında yeni bir baskı oluşturabilir.
Enerji faturasındaki yükseliş aynı zamanda cari dengedeki iyileşmeyi zayıflatabilir. Türkiye’nin temmuz ayında 36 milyon dolar cari fazla vermesi ve bunun Ekim 2025’ten bu yana ilk fazla olması piyasalar açısından olumlu bir sinyaldi; ancak bu iyileşmenin yaz sezonundaki hizmet gelirleri ve dış ticaret açığındaki geçici toparlanmadan desteklendiği değerlendiriliyor. Petrol fiyatlarının yüksek kalması, ithalat faturasını büyüterek bu kazanımın sürdürülebilirliği konusunda soru işareti yaratıyor.
BIST 100 endeksinin haftayı yüzde 3,25 yükselişle 14.467,25 puandan tamamlaması, yatırımcıların TCMB’nin politika faizini yüzde 37’de sabit tutmasını ve iç piyasadaki likidite koşullarını şimdilik olumlu karşıladığını gösterdi. Dolar/TL’nin haftayı 48,5120 seviyesinde tamamlaması da kurda sınırlı bir hareket alanına işaret etti. Ancak bu performansın önümüzdeki hafta aynı güçle devam edip etmeyeceği, petrol fiyatlarının seyri ve küresel tahvil faizlerinin yönü tarafından belirlenecek.
ABD’de enerji kaynaklı enflasyonist baskıların sürmesi ve ABD 10 yıllık tahvil faizinin yaklaşık yüzde 4,97 seviyesine yükselmesi, Fed’in daha sıkı bir politika izleyebileceği beklentisini güçlendiriyor. Bu durum gelişen ülke varlıkları açısından doların güçlenmesi, yabancı sermaye akımlarının yavaşlaması ve risk primlerinin yükselmesi anlamına gelebilir. Avrupa piyasaları için de ekonomik görünümün zayıflaması ve jeopolitik riskler nedeniyle ani düzeltme ihtimali izleniyor.
Piyasa uzmanlarının mevcut görünümde öne çıkardığı temel senaryo, enerji arzında kalıcı bir kesinti yaşanmadığı sürece riskin yönetilebilir kalması; ancak Hürmüz’deki belirsizliğin uzaması halinde petrol, kur ve faiz beklentilerinin aynı anda yukarı yönlü hareket etmesi. Böyle bir tabloda yüksek enerji maliyetine duyarlı ulaştırma, sanayi ve havacılık şirketleri baskı altında kalabilirken, enerji üreticileri ve döviz geliri yüksek şirketler görece dirençli seyredebilir. Yine de bu ayrışma, genel piyasa riskinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
Türkiye’de yatırımcı açısından asıl mesaj, Borsa İstanbul’daki haftalık yükselişin tek başına yeni ve kalıcı bir boğa trendi olarak okunmaması gerektiği. Önümüzdeki dönemde petrolün 100 dolar eşiğini aşıp aşmayacağı, ABD enflasyonunun faiz beklentilerini nasıl değiştireceği ve Hürmüz’de gemi trafiğinin normale dönüp dönmeyeceği; TL varlıkların, tahvil faizlerinin ve hisse senetlerinin yönünü belirleyecek üç ana gösterge olarak öne çıkıyor.
