Türkiye Piyasaları Küresel Tahvil ve Petrol Baskısıyla Yeni Bir Viraja Giriyor

21 Ağustos 202604:10
Piyasa Haberleri
Türkiye Piyasaları Küresel Tahvil ve Petrol Baskısıyla Yeni Bir Viraja Giriyor

Küresel dalga Türkiye piyasalarının yönünü yeniden sorgulatıyor

Türkiye finans piyasaları, rekor seviyelerin ardından küresel faiz ve enerji şokunun yeniden güç kazandığı kritik bir haftanın sonuna giriyor. ABD'nin 10 yıllık tahvil faizinin yüzde 4,70'in üzerine çıkması, Wall Street endekslerinde satış baskısını artırırken Brent petrolün yaklaşık 94 dolara yükselmesi, enflasyon ve faiz indirimi beklentileri açısından yatırımcıların risk hesaplarını zorlaştırıyor. Bu tablo, yüksek dış finansman ihtiyacı ve enerji ithalatı nedeniyle Türkiye varlıklarını küresel gelişmelere karşı daha hassas hale getiriyor.

Tahvil faizleri ve petrol aynı anda yükseliyor

ABD tahvil piyasasında yaşanan hareketin merkezinde, Hazine'nin borçlanma maliyetlerini sınırlamak amacıyla planladığı tahvil geri alımlarının kalıcı bir çözüm sağlayamayacağı endişesi bulunuyor. 10 yıllık ABD tahvil faizi bir günde yaklaşık 6 baz puan artarak yüzde 4,70 seviyesini aşarken, teknoloji ağırlıklı Nasdaq 100 endeksi de art arda beşinci seansta geriledi. Yükselen tahvil getirileri, gelişmekte olan ülke piyasalarından sermaye çıkışı riskini artırırken dolar cinsi borçlanmanın maliyetini de yukarı çekiyor.

Enerji cephesinde ise Orta Doğu'daki gerilimin kalıcı biçimde yatışmaması Brent petrolü son haftaların en yüksek bölgesine taşıdı. Petrolün 90 dolar eşiğinin üzerinde kalması, Türkiye açısından yalnızca akaryakıt fiyatları üzerinden değil; cari denge, üretim maliyetleri, ulaştırma giderleri ve enflasyon beklentileri üzerinden de baskı yaratıyor. Piyasa uzmanlarına göre petrol ve tahvil faizlerinin birlikte yükselmesi, gelişmekte olan piyasalar için tek başına petrol artışından daha olumsuz bir kombinasyon oluşturuyor.

Borsa rekorun ardından 14.500 eşiğini test ediyor

BIST 100 endeksi 20 Ağustos'ta yüzde 2,34 yükselerek 14.458,98 puandan kapanmış ve gün içinde 14.485,88 seviyesini görmüştü. Bankacılık ve sanayi endekslerindeki yaklaşık yüzde 2,5'lik artış, küresel risk iştahının güçlü olduğu seansta yerli ve yabancı alımlarının etkisini gösterdi. Ancak 21 Ağustos işlemlerinde endeksin 14.459 puan civarında açılıp 14.269 seviyesine kadar gerilemesi, 14.500 bölgesinin kısa vadede önemli bir direnç alanına dönüştüğüne işaret etti.

Bu nedenle uzmanların ana senaryosu, Borsa İstanbul'da yükselişin devamından çok, küresel piyasaların yönüne bağlı dalgalı bir görünüm üzerinde yoğunlaşıyor. 14.500-14.600 bandının aşılması yeni zirveler için teknik alan açabilir; buna karşılık 14.300 ve 14.200 seviyeleri kısa vadeli destek olarak izleniyor. Tahvil faizlerindeki küresel yükseliş kalıcı hale gelirse, özellikle yüksek değerlemeye ulaşmış hisselerde kâr satışları ve sektörler arası ayrışma görülebilir.

Rezervler ve yabancı ilgisi iç dengeyi destekliyor

Türkiye piyasalarının küresel baskıya karşı en önemli savunma noktası ise Merkez Bankası rezervlerindeki toparlanma ve hisse senetlerine yönelik yabancı ilgisi oldu. TCMB'nin brüt rezervleri 14 Ağustos haftasında 5,1 milyar dolar artarak 183,5 milyar dolara yükselirken, swap hariç net rezervler 54,3 milyar dolara çıktı. Aynı hafta yabancı yatırımcılar 176,1 milyon dolarlık hisse senedi alırken, 306,2 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi sattı.

Bu veriler, Türkiye'ye yönelik portföy akımlarının tamamen kesilmediğini ve hisse senetlerinin yatırımcılar tarafından görece cazip bulunduğunu gösteriyor. Bununla birlikte rezerv artışının küresel faiz şoklarına karşı sınırsız bir koruma sağlamadığı, petrol fiyatlarının yüksek kalması ve ABD tahvil getirilerinin yükselmeye devam etmesi halinde kur ve faiz piyasasında yeni oynaklık görülebileceği belirtiliyor. Yerli yatırımcı açısından kritik mesaj, kısa vadeli fiyat hareketlerinden çok, küresel faiz rotası ile Türkiye'nin enflasyon ve para politikası görünümünün birlikte takip edilmesi.

Bugünün verileri piyasanın büyüme algısını belirleyecek

Türkiye'de bugün açıklanacak tüketici güveni, reel kesim güven endeksi ve imalat sanayi kapasite kullanım oranı, iç talep ve üretim görünümüne ilişkin yeni sinyaller verecek. Piyasa takviminde ayrıca ABD ve Euro Bölgesi'nden gelecek öncü PMI verileri bulunuyor. Bu göstergeler, küresel ekonominin yavaşlayıp yavaşlamadığı ve merkez bankalarının faiz politikasında ne kadar alan bulabileceği konusunda beklentileri etkileyebilir.

Özetle, Türkiye piyasalarında kısa vadeli iyimserliği destekleyen rezerv ve hisse senedi akımlarına karşın, küresel tahvil faizleri ile petrol fiyatları ana risk başlıkları olmayı sürdürüyor. Yatırımcıların önündeki temel soru, Borsa İstanbul'un 14.500 puan üzerindeki tutunmayı kalıcı bir trend başlangıcına dönüştürüp dönüştüremeyeceği değil; bu yükselişi küresel maliyet ve enflasyon baskısının ne kadar süre taşıyabileceği olacak.