Türkiye’ye Uzun Vadeli Sermaye Akışı Sert Yavaşladı: Yabancı Yatırım İlk Yarıda %31 Geriledi

22 Ağustos 202602:11
Piyasa Haberleri
Türkiye’nin Sermaye Çekme Gücü Sınanıyor

Türkiye ekonomisinin dış finansman denkleminde dikkat çeken bir uyarı geldi: Ülkeye gelen doğrudan yabancı yatırım, 2026’nın ilk altı ayında geçen yılın aynı dönemine göre %31 azalarak 4,2 milyar dolarda kaldı. Rakam, yalnızca yabancı yatırımcının Türkiye’ye ilgisindeki zayıflamayı değil, yüksek faiz ve enflasyonla yürütülen dezenflasyon programının reel yatırımlar üzerindeki maliyetini de ortaya koyuyor.

Haziranda Giriş Zayıfladı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine dayanan YASED derlemesine göre, ilk yarıdaki toplam doğrudan yatırımın 3,7 milyar doları yatırım sermayesi, 1,7 milyar doları borçlanma araçları ve 1,3 milyar doları yabancılara gayrimenkul satışı kaynaklı oldu. Ancak yatırım tasfiyeleri toplamı 2,4 milyar dolarla girişleri aşağı çekti. Haziran ayında Türkiye’ye kaydedilen doğrudan yatırım yalnızca 210 milyon dolar olurken, aynı ayda tasfiyelerin tutarı 1,25 milyar dolara ulaştı.

Sermaye Hizmetlere, Sanayiye Değil

Yabancı yatırımın kompozisyonu da Türkiye ekonomisinin karşı karşıya olduğu yapısal sorunu gösteriyor. Yatırım sermayesinin %63’ü hizmet sektörlerine yönelirken, sanayi faaliyetlerinin payı %37’de kaldı. Toptan ve perakende ticaret 847 milyon dolarla ilk sırada yer aldı; bilgi ve iletişim 471 milyon dolar, finans sektörü ise 451 milyon dolar yatırım çekti. Kimya ve elektronik imalatı sırasıyla 317 milyon dolar ve 241 milyon dolarda kaldı. Bu tablo, Türkiye’ye para geldiğini ancak bunun büyük bölümünün yeni üretim kapasitesi yaratmaktan çok hizmet, finans ve gayrimenkul kanallarında yoğunlaştığını gösteriyor.

Avrupa Hâlâ Başrolde

Türkiye’ye yatırım yapan ülkeler arasında Avrupa Birliği açık ara önde kalmayı sürdürdü. İlk yarıda yatırım sermayesinin %52’si AB ülkelerinden gelirken, Hollanda 852 milyon dolarla ilk sırada yer aldı; onu Almanya 563 milyon dolar, ABD 562 milyon dolar, Birleşik Krallık 412 milyon dolar ve Birleşik Arap Emirlikleri 371 milyon dolarla izledi. Böylece jeopolitik gelişmelerin ardından beklenen güçlü Körfez sermayesi akışının henüz gerçekleşmediği görülürken, Türkiye’nin uzun vadeli yatırım için hâlâ ağırlıklı olarak Avrupa sermayesine bağlı olduğu ortaya çıktı.

Yüksek Faiz Kısa Vadeyi Öne Çıkarıyor

Ekonomist Mustafa Sönmez’e göre yüksek faiz, kalıcı enflasyon ve öngörülebilirlik sorunları uzun vadeli yatırım taahhütlerini zorlaştırıyor. Temmuzda tüketici enflasyonu %31,75 seviyesinde kalırken, politika faizi %37 düzeyinde seyrediyor. Bu koşullar, finansal yatırımcıya yüksek getirili kısa vadeli araçlar sunarken, iç pazara yönelik fabrika, makine ve kapasite yatırımlarının geri dönüş süresini uzatıyor. Sönmez, yüksek ücret ve girdi maliyetlerinin de yatırımcıların üretim kapasitesini artırma isteğini zayıflattığını belirtiyor.

Yatırımcı İçin Piyasa Mesajı

Doğrudan yabancı yatırım verisi, Borsa İstanbul veya döviz kuru için tek başına günlük fiyat hareketi yaratacak bir gösterge değil. Ancak uzun vadede kur istikrarı, cari açığın finansmanı, istihdam ve şirketlerin büyüme kapasitesi açısından kritik önem taşıyor. Daha az doğrudan yatırım; Türkiye’nin dış finansmanda portföy akımları, banka kredileri ve borçlanma araçlarına daha fazla bel bağlaması anlamına gelebilir. Bu da küresel risk iştahı düştüğünde TL varlıkların daha hızlı dalgalanması ihtimalini artırıyor.

Asıl Test İstikrar ve Öngörülebilirlik

Türkiye’nin toplam doğrudan yatırım stoku 2003’ten bu yana 292 milyar doları aşmış olsa da, 2026’nın ilk yarısındaki düşüş yeni yatırım kararlarında bekle-gör eğiliminin güçlendiğine işaret ediyor. Önümüzdeki dönemde yabancı yatırımcının odağında yalnızca faiz indiriminin zamanı değil, enflasyonun kalıcı biçimde düşüp düşmeyeceği, kur politikasının öngörülebilirliği ve yatırım ortamının güvenilirliği olacak. Perakende yatırımcı açısından haberin ana mesajı net: Kısa vadeli yüksek getiri fırsatları ile ekonomiye kalıcı sermaye girişi aynı şey değil; piyasaların sürdürülebilir yükselişi için ikinci unsurun güçlenmesi gerekiyor.