Ekonomide toparlanma görüntüsünün arkasında maliyet alarmı
Türkiye ekonomisinin önündeki en kritik başlık, ağustos ayında güven göstergelerindeki iyileşmeden çok, bu toparlanmanın hangi maliyetle gerçekleştiği oldu. TÜİK’in ikinci çeyrek verilerine göre istihdam yıllık bazda yüzde 1,7 artarken brüt ücret-maaş endeksi yüzde 35,8, saatlik işgücü maliyeti ise yüzde 34 yükseldi. Bu tablo, dezenflasyon sürecinin ücretler, şirket kârlılığı ve Merkez Bankası’nın faiz rotası arasında daha hassas bir dengeye taşındığını gösteriyor.
Ücret artışı istihdamdan hızlı ilerliyor
Verilerin ayrıntısı, işgücü piyasasındaki nominal büyümenin sektörler arasında eşit dağılmadığını ortaya koyuyor. İkinci çeyrekte istihdam sanayide yüzde 2,2 gerilerken inşaatta yüzde 5,0, ticaret ve hizmetlerde yüzde 3,1 arttı. Buna karşılık brüt ücret-maaş endeksi sanayide yüzde 33,2, inşaatta yüzde 38,3 ve ticaret-hizmet sektörlerinde yüzde 37,1 yükseldi. Saatlik kazanç dışı işgücü maliyetindeki yüzde 42,9’luk artış ise işveren açısından ücretin yanı sıra prim, yan hak ve diğer istihdam giderlerinin de hızlandığını gösteriyor.
Sanayide güven var, kapasite sınırlı
Ağustos ayı öncü göstergeleri ekonomik görünümün neden temkinli okunması gerektiğini açıklıyor. Mevsimsellikten arındırılmış Reel Kesim Güven Endeksi 1,2 puan artışla 102,4’e yükselerek iyimser bölgedeki seyrini korudu; ancak imalat sanayisi kapasite kullanım oranı 0,3 puan düşüşle yüzde 73,5’e geriledi. GCM Yatırım’ın değerlendirmesine göre bu ayrışma, şirketlerin geleceğe ilişkin beklentilerinin iyileşmesine rağmen mevcut üretim faaliyetlerinde zayıflığın sürdüğüne işaret ediyor.
Reel kesim anketinde gelecek üç aya ilişkin üretim, ihracat siparişleri, istihdam ve yatırım beklentileri güçlendi. Buna karşın mevcut toplam siparişlerin hâlâ mevsim normallerinin altında kalması ve kapasite kullanımındaki düşüş, beklentilerin henüz güçlü ve kalıcı bir iç talep artışına dönüşmediğini gösteriyor. Bu nedenle veriler, hızlı bir büyüme ivmesinden çok, düşük kapasiteyle kontrollü toparlanma senaryosunu destekliyor.
Enflasyon ve faiz politikasına etkisi
İşgücü maliyetlerindeki yüksek artış, firmaların marjlarını korumak için fiyatlarını yukarı çekme eğilimini artırabilir. Özellikle emek yoğun hizmetlerde ve iç talebe duyarlı sektörlerde bu baskı, mal ve hizmet enflasyonunun daha yavaş gerilemesine yol açabilecek bir risk oluşturuyor. Öte yandan reel kesimin gelecek 12 aylık ÜFE beklentisinin sınırlı biçimde düşerek yüzde 31,2’ye gerilemesi ve gelecek üç aya ilişkin satış fiyatı artış beklentilerinin zayıflaması, şirketlerin fiyatlama gücünün sınırsız olmadığını gösteriyor.
Bu görünüm, TCMB açısından faiz indirimlerinin zamanlamasını ve hızını daha kritik hale getiriyor. Tüketici güveni ağustosta yüzde 1 artışla 90,8’e yükselse de endeksin 100 eşiğinin altında kalması hanehalkının ekonomiye ilişkin temkinli duruşunu koruduğunu gösteriyor. Dolayısıyla Merkez Bankası, bir yandan zayıf kapasite kullanımını ve büyüme ihtiyacını gözetirken diğer yandan ücret ve hizmet enflasyonundan gelebilecek ikinci tur etkileri izlemek zorunda kalacak.
Borsa yatırımcısı hangi sektörlere bakmalı?
Perakende yatırımcı açısından haberin ana sonucu, yalnızca tüketici güvenindeki artışa bakarak iç talebin hızla güçlendiği sonucuna varmamak. Ücret maliyetlerini satış fiyatlarına aktarabilen şirketler nominal ciro artışını koruyabilir; ancak rekabetin yoğun olduğu ve kapasite kullanımının düşük seyrettiği sektörlerde marj baskısı daha belirgin olabilir. Bu nedenle bilanço döneminde yatırımcıların ciro büyümesinden çok brüt kâr marjı, personel giderlerinin satışlara oranı, stok devir hızı ve işletme sermayesi ihtiyacına odaklanması önem kazanıyor.
Piyasaların önündeki temel soru
Ağustos verileri Türkiye ekonomisinde güvenin yeniden toparlanmaya başladığını, ancak üretim kapasitesi ve maliyet tarafının hâlâ kırılgan olduğunu ortaya koydu. Önümüzdeki dönemde piyasaların belirleyici sorusu, ücret artışlarının tüketimi ve üretimi destekleyen sağlıklı bir gelir etkisi mi yaratacağı, yoksa fiyatlara ve şirket maliyetlerine yansıyarak dezenflasyonu mu geciktireceği olacak. Şimdilik veriler, toparlanma ihtimalinin güçlendiğini fakat bunun düşük kapasite ve yüksek maliyet baskısı altında gerçekleştiğini söylüyor.