Bütçede Temmuz Kırılması
Türkiye ekonomisinde piyasaların odağı, kur ve faiz gündeminin yanında kamu maliyesine çevrildi. Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre merkezi yönetim bütçesi temmuz ayında 378,1 milyar TL açık verdi. Geçen yılın aynı ayında 23,9 milyar TL olan açığın yaklaşık 16 katına çıkması, yalnızca aylık bir dalgalanma değil; yüksek faiz ortamının bütçe üzerindeki baskısını gösteren güçlü bir uyarı olarak değerlendiriliyor.
Giderler Gelirleri İkiye Katladı
Temmuzda merkezi yönetim bütçe giderleri yıllık bazda yüzde 59,8 artarak 1 trilyon 790,5 milyar TL’ye yükselirken, bütçe gelirleri yüzde 28,8 artışla 1 trilyon 412,4 milyar TL’de kaldı. Böylece harcamalar gelirlerin iki katından daha hızlı büyüdü. İş Bankası ekonomistleri, gelir artışının yıllık enflasyonun altında kalmasında ekonomik aktivitedeki ivme kaybının etkili olduğunu; giderlerdeki sert yükselişin ise özellikle faiz ödemelerinden kaynaklandığını belirtiyor.
Faiz Faturası Bütçeyi Zorluyor
Verinin en kritik kalemi faiz ödemeleri oldu. Merkezi yönetimin temmuz ayındaki faiz gideri yıllık bazda yaklaşık yüzde 143 artarak 326,8 milyar TL’ye çıktı. Aynı ayda faiz dışı giderler 1 trilyon 463,7 milyar TL, faiz dışı denge ise 51,3 milyar TL açık verdi. Bu tablo, bütçe açığının yalnızca borçlanma maliyetlerinden değil, faiz hariç harcama tarafındaki artıştan da beslendiğini ortaya koyuyor.
Şeker Yatırım’ın değerlendirmesine göre temmuzdaki olağanüstü bozulmada faiz giderlerinin yanı sıra cari transferler ve sermaye transferlerindeki yükseliş de etkili oldu. Kurum, çekirdek bütçe göstergelerinin tamamen kontrolden çıktığı sonucuna varmak yerine, yüksek enflasyonun harcama kalemlerini ve sıkı para politikasının borçlanma maliyetlerini yukarı çektiğine dikkat çekiyor. Bu yaklaşım, bütçe verisinin maliye politikasından çok enflasyon ve faiz döngüsüyle birlikte okunması gerektiğine işaret ediyor.
Yedi Aylık Tablo Henüz Hedef Dışında Değil
Temmuzdaki sert açığa rağmen yılın ilk yedi ayında merkezi yönetim bütçe açığı 1 trilyon 320,9 milyar TL oldu. Aynı dönemde bütçe giderleri 10 trilyon 520,7 milyar TL’ye, gelirler 9 trilyon 199,7 milyar TL’ye ulaşırken faiz dışı denge 470,1 milyar TL fazla verdi. İş Bankası ekonomistleri, yedi aylık açığın yıl sonu için öngörülen yaklaşık 2,7 trilyon TL’lik açığın yüzde 48,7’sine denk geldiğini ve bu nedenle mevcut görünümün henüz yıllık hedefle uyumsuz olmadığını belirtiyor.
Piyasalar İçin Sonuçları
Bununla birlikte yatırımcı açısından asıl mesele, temmuz verisinin yılın ikinci yarısında tekrarlanıp tekrarlanmayacağı. Harcamaların gelirlerden hızlı büyümeye devam etmesi, Hazine’nin borçlanma ihtiyacını artırabilir; bu da tahvil faizleri üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturarak özel sektörün finansman maliyetlerini yükseltebilir. Daha yüksek borçlanma maliyeti, bankaların net faiz marjları, sanayi şirketlerinin yatırım planları ve Borsa İstanbul’daki sektör rotasyonu üzerinde belirleyici olabilir.
Faiz dışı dengenin yeniden açığa dönmesi ise dezenflasyon programı bakımından yakından izlenecek bir başlık. Kamu harcamaları hız kesmezken vergi gelirleri ekonomik aktivitedeki yavaşlama nedeniyle sınırlanırsa, para politikasının üzerindeki yük artabilir. Bu durumda piyasalar daha uzun süre yüksek faiz, daha temkinli kredi koşulları ve daha seçici hisse senedi fiyatlaması bekleyebilir.
Yatırımcının İzlemesi Gereken Üç Gösterge
Önümüzdeki dönemde Türk yatırımcısının yalnızca aylık bütçe açığına değil, faiz giderlerinin toplam harcamalara oranına, faiz dışı dengenin yeniden fazla verip vermediğine ve vergi gelirlerinin ekonomik büyümeye kıyasla nasıl seyrettiğine bakması gerekiyor. Petrol fiyatları, akaryakıt vergi düzenlemeleri ve ekonomik aktivitenin seyri de gelir performansını etkileyebilecek başlıca unsurlar arasında yer alıyor.
Sonuç olarak temmuz bütçesi, Türkiye piyasaları için doğrudan bir kriz ilanından çok yüksek faiz ile yüksek enflasyonun kamu maliyesinde yarattığı kırılganlığı görünür hale getirdi. Yılın ilk yedi ayındaki faiz dışı fazla mali disiplin açısından bir tampon sağlasa da, temmuzdaki 378,1 milyar TL’lik açık bu tamponun korunabilmesi için harcama kontrolünün ve dezenflasyon politikasının birlikte sürdürülmesi gerektiğini ortaya koydu.